Salı, Ocak 23, 2007
Perşembe, Ağustos 03, 2006

William Shakespeare
vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
o kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,
ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
değil mi ki kötüler kadı olmuş yemen' e
vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
seni yalnız komak var, o koyuyor adama.
Çeviri: Can Yücel
Salı, Ağustos 01, 2006
Mayın kurbanı ailenin dramı!
Bugün bütün gazetelerde haber bu.
Sabah gezetesinde Yılmaz Özdil diyor ki:
**************
İnsanlık nerede?
Kemikleri, henüz kemik değil.
Süt adeta...
Parmakları minyatür.
Sizi bilmem, ben en çok parmaklarına bayılırım bebelerin...
Bi santim.
Oyuncak insan...
Okşamaya çekinirsin. Zedelenecekmiş gibi gelir. Öpücük kondururken bile özen gösterirsin.
Kolay değil...
Sen kocaman, o minicik.
Adı üstünde, bebe.
Ama bakıyorum o bebelere...
Hepsi, kan revan içinde.
Birinin sol bacağı kopmuş.
Oracıkta ölmüş hemen tabii...
Zaten ne canı var ki... Vurunca şarapnel, körpe bedenine... Hem bacağı yitmiş, hem son nefesi...
Öbürünün, fotoğraftan net olarak göremiyorum, galiba sağ gözü yerinde yok... Kör karanlık bir çukur var, göz olması gereken yerde... Yüzünün sağ tarafı olduğu gibi parçalanmış aslında. Burun da yok, çenenin bir bölümü de...
Can çekişiyor.
Hap kadar yüreği atıyor hâlâ...
Dayanır mı, bilmem.
"Allah o İsrail'in cezasını versin" dediğinizi duyar gibiyim.
Tez zamanda...
Ama Lübnan değil burası maalesef.
Türkiye.
Lübnan'da bebelerin kahpe füzelerle vurulduğu dakikalarda, Bingöl'de kahpe bir mayın daha patladı...
Bizim bebeler oradaydı.
Elif, o ölen.
Hani şu bacağı kopan.
Öbürü, Bayram... Can çekişen.
Ahmet ile Besile'yi yazmadım.
Onlar da ağır yaralı.
Görmemişsinizdir siz bu fotoğrafı.
Yok çünkü gazetelerin ön sayfalarında.
Lübnanlı bebeler var.
Bizim bebeler yok.
Şimdi diyeceksiniz ki, "bebe, bebedir." "Lübnanı Türkiyesi olmaz bu işin."
Haklısınız.
Hem de, yerden göğe kadar...
Ama ben de onu diyorum zaten.
Lübnanlı bebeler manşet olmuş...
Bizim bebeler neden haber olmuyor?
Vahşet, sınırlarımızın dışında olunca, insanlık naraları atmakta üstümüze yok da...
Misak-ı Milli içinde bebelerimiz havaya uçunca, neden çıt çıkmıyor?
Normal midir bizim günahsızların katledilmesi?
*****************
Bir başka Yılmaz, Yılmaz Erdoğan demişti ki "silahların en kahpesidir mayın".
Savaş ya da terör adı ne olur ise olsun insanların ölüyor olması kabul edilebilir bir şey değil. Ancak daha da kabul edilemez olanı iki yüzlülük. Daha daha kabul edilemez olanı gencecik ve eğitim görmüş beyinlerdeki sansürcülük.
Bugün bütün gazetelerde haber bu.
Sabah gezetesinde Yılmaz Özdil diyor ki:
**************
İnsanlık nerede?
Kemikleri, henüz kemik değil.
Süt adeta...
Parmakları minyatür.
Sizi bilmem, ben en çok parmaklarına bayılırım bebelerin...
Bi santim.
Oyuncak insan...
Okşamaya çekinirsin. Zedelenecekmiş gibi gelir. Öpücük kondururken bile özen gösterirsin.
Kolay değil...
Sen kocaman, o minicik.
Adı üstünde, bebe.
Ama bakıyorum o bebelere...
Hepsi, kan revan içinde.
Birinin sol bacağı kopmuş.
Oracıkta ölmüş hemen tabii...
Zaten ne canı var ki... Vurunca şarapnel, körpe bedenine... Hem bacağı yitmiş, hem son nefesi...
Öbürünün, fotoğraftan net olarak göremiyorum, galiba sağ gözü yerinde yok... Kör karanlık bir çukur var, göz olması gereken yerde... Yüzünün sağ tarafı olduğu gibi parçalanmış aslında. Burun da yok, çenenin bir bölümü de...
Can çekişiyor.
Hap kadar yüreği atıyor hâlâ...
Dayanır mı, bilmem.
"Allah o İsrail'in cezasını versin" dediğinizi duyar gibiyim.
Tez zamanda...
Ama Lübnan değil burası maalesef.
Türkiye.
Lübnan'da bebelerin kahpe füzelerle vurulduğu dakikalarda, Bingöl'de kahpe bir mayın daha patladı...
Bizim bebeler oradaydı.
Elif, o ölen.
Hani şu bacağı kopan.
Öbürü, Bayram... Can çekişen.
Ahmet ile Besile'yi yazmadım.
Onlar da ağır yaralı.
Görmemişsinizdir siz bu fotoğrafı.
Yok çünkü gazetelerin ön sayfalarında.
Lübnanlı bebeler var.
Bizim bebeler yok.
Şimdi diyeceksiniz ki, "bebe, bebedir." "Lübnanı Türkiyesi olmaz bu işin."
Haklısınız.
Hem de, yerden göğe kadar...
Ama ben de onu diyorum zaten.
Lübnanlı bebeler manşet olmuş...
Bizim bebeler neden haber olmuyor?
Vahşet, sınırlarımızın dışında olunca, insanlık naraları atmakta üstümüze yok da...
Misak-ı Milli içinde bebelerimiz havaya uçunca, neden çıt çıkmıyor?
Normal midir bizim günahsızların katledilmesi?
*****************
Bir başka Yılmaz, Yılmaz Erdoğan demişti ki "silahların en kahpesidir mayın".
Savaş ya da terör adı ne olur ise olsun insanların ölüyor olması kabul edilebilir bir şey değil. Ancak daha da kabul edilemez olanı iki yüzlülük. Daha daha kabul edilemez olanı gencecik ve eğitim görmüş beyinlerdeki sansürcülük.
Pazartesi, Temmuz 31, 2006
Lanetlenmesi gereken savaş mıdır, terör mü?
Terörist özgürlük savaşçısı mıdır, cani mi?
Bir ülke kendi halkına karşı kendi topraklarında yapılan saldırıları durdurmak için ne yapmalıdır?
Gizli gizli canlı bomba gönderen mi haklıdır, alenen savaşan mı?
Kendine hak görüneni başkasında lanetlemek insanın doğası mıdır?
Terörist özgürlük savaşçısı mıdır, cani mi?
Bir ülke kendi halkına karşı kendi topraklarında yapılan saldırıları durdurmak için ne yapmalıdır?
Gizli gizli canlı bomba gönderen mi haklıdır, alenen savaşan mı?
Kendine hak görüneni başkasında lanetlemek insanın doğası mıdır?
Cuma, Temmuz 28, 2006

Yahhooo ne güzel ölüyorlar
Televizyonla ilişkimiz haber, arada bir de film seyretmekten ibaret. Her gece en az üç kanalda haberlerde ne var ona bakmaktayız. Son günlerde bir laf var ki neden geçirgen televizyon hala yapılmadı, neden ben bu tuzluğu, terliği, sürahiyi, bardağı bu adamın kafasına atamıyorum diye hayıflandırıyor beni.
Efendim beni delirten söz "dram".
Lübnan' da bir "dram" yaşanıyor. Sivil halkın üzerine bombalar yağıyor benzeri cümleler.
TDK diyor ki
Dram: Acıklı, üzüntülü olayları, bazen güldürücü yönlerini de katarak konu alan sahne oyunu veya televizyon filmi.
Peki milletin tepesinde bombaların patlamasındaki komik taraf ne?
PKK' nın döşediği mayına basıp şehit olan askerin dramı...
Hihihoyyyyyt nasıl uçtu lan havaya diye yerlere mi yatacağız yani?
Tecavüze uğrayan genç kızın dramı... La havle...
Köprüden atlayan gencin dramı...
Uyuşturucudan ölen genç kızın dramı...
Milletçe kafayı yedik zaten.
Ortaokul 1. sınıfta neredeyse 1 ay boyunca canımıza okumuştu Türkçe hocamız. Her derste elimize tek sayfa teksir verir "bu komedi mi, dram mı, trajedi mi?" diye sorardı. Bilemedin mi? Al eksiyi o zaman. 5 eksi bir adet 2, 5 artı bir adet 10.
Hukuk fakültesindeyken yan tarafta o zamanki adı Basın Yayın Yüksek Okulu, şimdiki İletişim Fakültesi' nin kapısındaki sınav kağıtlarını okumak en büyük eğlencelerimizdendi. Şu cümleyi hiç unutmam... "Adam yerde yarı baygın vaziyette ölmüş yatıyordu" O günkü öğrenciler şimdi editör, köşe yazarı, haber dairesi başkanı. Yaşadığımız bu trajedi de o yüzden olsa gerek.
Perşembe, Temmuz 27, 2006

Akıl denilen meret daldan dala uçuveriyor. Düşünürken hele anılara dalmışken kendi beynimin fotoğraflarını izlemek isterdim. Bu şu çekmecede, diğeri bu dolapta, aaaaa bu da nereden çıktı, kim koydu bunu buraya... Neredeydi şu...
Dün 1970 yılında bir pazar sabahına, Cihangir' de sakız gibi dantel perdeleri olan bir eve konuk oldum yine.
Sonradan müslüman olmuş bir ailenin tek evladı dedeme sevdalanıp kaçmış, dinini ve adını değiştirmiş anneannemin kardeşinin evine...
Erasmia teyze ve Stelyo enişte kutu gibi minicik evlerinde 7 yaşında beni konuk etmekte. Pazar sabahı evde bir fısıltı bir telaş... Bir tartışma var fısıl fısıl ama ben rumca anlamıyorum. Kötü bir şey oldu ve anlamamı istemiyorlar diye düşünüyorum. Ağlamaya başlıyorum sessiz sessiz.
Odaya giren teyzem görüyor ağladığımı. Kırık türkçesiyle soruyor.
- Yavrakimu ne oldu? Niye ağliyorsun?
- Bişey mi oldu, sen niye eniştemle sessiz konuşuyorsun?
- Kiliseye gideceyiz yavrakimu? Sen evde yalniz kalabilirsin?
- Ben de geleyim...
Düşünmeye başladı kumrular gibi. Bir yandan dudağını ısırıyor... Sonunda karar çıktı, kiliseye gideceğiz. Enişte "ne var bunda görsün bilsin çocuk" dedi. Yalnız ben sıkı sıkı tembihlendiğim gibi sesimi çıkarmayacağım, ayin bitene kadar bekleyeceğim. Ben müslümanım unutmayacağım. Sadece görüp bilmem ve daha önemlisi evde yalnız bırakılamadığım için götürüldüğümü hiç unutmayacağım.
Yıkandık, tertemiz giyindik. Kiliseye yürüdük. Tanıdıklarla karşılaştık. Yuliya' nın torunu, Aaaaa Marika' ya benziyor. Bir daha bize de gel olur mu yavrakimu? Sana midye dolma yapayim seversin?
Kapıdan girerken herkes bir şey yapıyor. Alın, karın, göğsün iki tarafı bir de çizgi gibi bir şey. Kendimi "öteki" hissediyorum birden, ben de yapmaya başlıyorum. Ahhh kolum... Niye tutuyorsun kolumu öyle sıkı sıkı enişte?
- Ben sana ne dedim? Müslüman olduğunu sakın unutma demedim mi? Neden olmadığın bir şeymiş gibi görünmeye kalkışıyorsun? Müslüman da olsan, dinsiz de olsan burada yerin var. Herkes hıristiyan diye hıristiyanmış gibi davranmaya kalkma bir daha sakın. Yarın baban benim kızımı hıristiyan yapmaya mı kalktın derse ben ona ne derim?
Utancımdan yerin dibine girdim. Gözlerim dolu dolu ayini izledim. Şarkılar güzeldi, duvardaki resimler de...
Enişte o günden sonra hiç konuşmadı bu konuyu. Zaman zaman din hakkında konuşmaya çalışsam da hep 18 yaşıma gelmem gerektiğini, önce kendi dinimin kitabını okumam gerektiğini, sonra diğerlerini de öğrenince konuşabileceğimizi söyledi. 18 yaşıma yetişemedi. 1974' te zamansız toparlandı gitti.
Çok sonradan anladım o gün ne demek istediğini. Gösterdiği saygı, aslında görmek istediğiydi... Dinlerince dinlensinler.
Çarşamba, Temmuz 26, 2006
Görmek istediğini göstermek...
Oldukça karmaşık bir aile yapınız olunca bu sözün anlamı daha iyi anlaşılıyor. Rum anneanne, Rus dede, Kürt babaanne, yarı Gürcü, yarı Rus diğer dede işin etnik yanı. 2. evliliklerini yapmış anne baba, onların ortak tek çocukları olmak. Önceki evliliklerden abla ve ağabeyler, onların anneleri, dayıları, halaları, amcaları, teyzeleri...
Kimseyi arkada bırakmayan, yüzüne bakılmayacak hale getirmeyen, kimi zaman kırılsa da ilişkileri belli bir mesafede tutup insanların her zaman bir şansı daha olduğunu kabul eden biraz kalender bir kültüre dahil olmak.
İstanbul' da uzak akraba evlerinde sakız tatlısı yiyip meze yapmayı öğrenirken, Elazığ' da orcik yapmaya yardım etmek, dut kurutmak, sarı votkanın nasıl hazırlanacağını bilmek gibi bir durum...
İnsanların diline, dinine, yaşayışına, düşüncelerine duyulan saygının, gösterilen özenin aslında beklenilen saygı ve özen olduğunu keşfetmek bu yüzden olsa gerek.
Oldukça karmaşık bir aile yapınız olunca bu sözün anlamı daha iyi anlaşılıyor. Rum anneanne, Rus dede, Kürt babaanne, yarı Gürcü, yarı Rus diğer dede işin etnik yanı. 2. evliliklerini yapmış anne baba, onların ortak tek çocukları olmak. Önceki evliliklerden abla ve ağabeyler, onların anneleri, dayıları, halaları, amcaları, teyzeleri...
Kimseyi arkada bırakmayan, yüzüne bakılmayacak hale getirmeyen, kimi zaman kırılsa da ilişkileri belli bir mesafede tutup insanların her zaman bir şansı daha olduğunu kabul eden biraz kalender bir kültüre dahil olmak.
İstanbul' da uzak akraba evlerinde sakız tatlısı yiyip meze yapmayı öğrenirken, Elazığ' da orcik yapmaya yardım etmek, dut kurutmak, sarı votkanın nasıl hazırlanacağını bilmek gibi bir durum...
İnsanların diline, dinine, yaşayışına, düşüncelerine duyulan saygının, gösterilen özenin aslında beklenilen saygı ve özen olduğunu keşfetmek bu yüzden olsa gerek.

